21 Nisan 2008
CAMBAZ'A BAKIN!!!
2008'in
şimdiye kadarki en önemli iki olayı benim açımdan
şunlardır;
-
Son
albümüm “2008”... (elbette ki benim
albümüm, ne var?)
-
AKP'nin kapatılma
davası.
Albümümle
ilgili yeteri kadar bilgi sitede mevcut. Zaten bununla ilgili konuşması
gereken ben değilim herhalde. (N.Ş.A.) Müzik yazarlarından
durumu analiz edip de yorum yazmaları beklenir. Anca
“beklenir”. Daha da çok bekleriz...
neyse bu başka bir yazı konusu. AKP'nin kapatılması davası da benim
gibi bir “müzisyenin” fazla girmemesi
gereken konulardan biri olduğu için bunu da es
geçelim. O halde yazmak için konulardan birini
önemli kılmak gerekecek. Şimdilik çok da
önemli değilmiş gibi görünmekle birlikte
uzun vadede potansiyel pozitif yararlarını umut ettiğim bir konuyu
gündeme getireceğim. Dikkat geliyor...
Müzik
yarışması deyince aklıma zamanında Unkapanı İstanbul
Manifaturacılar Çarşısı'ndaki
uzun kuyruklar geldi. Bu köylülüğün
tuhaf şehirli yansımasında, bir takım garibanlar kendilerine bir
“ağa”
bulabilmek ve de “şöhreti” yakalayabilmek
için üste para vererek yarışmalara katılırlardı.
2000'lerde artık Unkapanı'nın yerini televizyonlar aldı...
ama köylülük devam ediyor. Televizyonların
da halen ağaların elinde olması özün pek de
değişmediğinin göstergesi herhalde. Çuvaldızı
batırdığıma göre şimdi de sıra bir iki iğneyi kendime
batırmakta.
Sene
1988... Milliyet
Müzik Yarışması'na
katılanlardan bazı dikkat çekici isimler; (Münir
Tireli'nin Türkiye'de Grup Müziği: 1980'ler
kitabından, Arkaplan Yayınları, 2007) Ali
Erenus, Şevval Sam, Saltuk Tukur, Selen Gülün, Sibel
Tüzün, Halit Ergenç, Ozan
Çolakoğlu, Demirhan Baylan, Altan Gencebay, Cengiz Baysal,
Alper Maral, Tuğrul Akyüz, Tolga Tüzün,
Yavuz Çetin, Ercan Saatçi, Selim Benba... daha gençtik,
toyduk, vs.vs. Bu pek iğne sayılmaz. Peki ya şuna ne dersiniz? Sene 2007, Demirhan Baylan Sony/Ericson müzik yarışmasında
jüri üyesi... bak bu sağlam iğne oldu işte :)
Velhasılı kelam yarışmalara yabancı olmadığımızı kanıtladığımıza
göre “Eurovision” ile ilgili ahkam
kesmeye başlayabilirim.
Tarihte
ABBA
haricinde pek de kimseye hayrı dokunmamış bir yarışmadır kendisi. Bir
de Johnny Logan
vardı... hani sonraları milli damat olmuştu. Belki ona bu
açıdan yaramış olabilir. Gençler bilmez ama o
hatun kişi düşlerimizi süslerdi. 80 sonrasında
Türkiyecek gördüğümüz ilk
"Türk" çıplak memeler ona aitti sanırım (şimdi
ismi neydi unuttum, mecburen, sevgilim var :-). Neyse...
yararını geçtik. Zararı olmuş olabilir mi? Bence Mazhar
Fuat Özkan
üçlüsüne yarardan çok
zarar getirmiş olabilir. Özellikle Mazhar Alanson bir dönemin ikonuyken
yavaş ve de emin adımlarla bundan vazgeçmiş gibi
görünüyor. Belki de Ajda Pekkan'la başlayan, reklamlarda son
bulan şöhret kariyerini bu “fani”
dünyanın çekilmesi gereken
“cefası” olarak görüyordur. Avama
anlatılmayacak sırlar içeriyordur belki de. Bilemem.
Neyse...
müziğini yarışmalara sokan adamın tarafımdan ciddiye
alınabilme ihtimali çok
küçüktür. Bu kadar laftan sonra Mor
ve Ötesi'ne
saldıracağımı düşünüyorsanız sizi biraz
şaşırtayım. Hayır... tamamen arkalarındayım, destekliyorum.
Üstüne üstlük bu kepazelikten 1.
çıkmaları için dua bile ederim. Ama benim duam ne
kadar makbuldür onu bilemem.
Sebebime
gelince;
Mor ve Ötesi, 2008 tarihi itibariyle
şöhret peşinde koşmaya ihtiyacı kalmamış bir gruptur (benim
gibi değil yani, ben hala kıçımı yırtıyorum).
Hayranları ne düşünüyorlar, dahası herhangi
birşeyin farkındalar mı bilemem ama Mor'lar yepyeni bir misyonu
üstlenmişlerdir. Üstelik de bu yolda Gren ve Sakin isimli iki gruba da
bütün güçleriyle desteklerini
vermişlerdir. Bu bir "kazanan" bakış açısıdır.
Bu bir olgunluk düzeyidir.
Bir önceki jenerasyonda bulunmayan bir şeydir (Abartmayayım, Sezen
Aksu var). MFÖ'nün Yavuz
Çetin'e destek
vermiş olduğunu düşünün mesela... Ya da Bulutsuzluk
Özlemi'nin Akın
Eldes'e albüm
desteğinde bulunduğunu... Ama onların elinde böyle bir
güç hiç olmadı ki? Hep bakındılar
albümümü kim basar diye. Hiç
akıllarına gelmedi kendilerinin yapmak,
sömürüye hayır demek. Emeklerinin
karşılığını hep konserlerle telafi etmeye çalıştılar. Sonra
da bazıları olabilecek en kapitalist firmalardan hiç de
inandırıcı olmayan sözümona "solcu"
söylemlerle albümler yaptılar. Bazıları "Allah Allah"
bile dedi. Kimse yemedi tabii... Oysa Akın Eldes en azından müzikal
olarak böyle bir destekte bulunuyor değil mi? Demek
jenerasyonlar arasında gerçekten de bir fark var. Neyi
kiminle paylaşacaksın?
Lütfen yanlış anlaşılmasın. Bunlar yergi değil. Sadece aradaki
dünya görüşünün farkına
dikkat çekmek istiyorum. Ve işte o fark zaten gelecekle
ilgili daha umutlu olmamı sağlıyor. Küresel BAK'nun işlevi nedir bilmiyorum.
Orada değilim. Nükleer santraller konusunda da hemfikir
olmayabiliriz (keşke olsaydım, vaatleri, neler kaybettiğimi
çok iyi biliyorum, konser bile veremiyorum, mutlu, zengin,
güçlü değilim ama...) Velhasılı
hayat...
Önceki
jenerasyonun dünyası ağalara ve firmalara bağımlı,
Türkiye sınırları içinde kalmaya mahkumdu. Bunun
ağırlıklı sorumlusu da "Emperyalizm" veya “Türkçe” değil, bizzat
kendileriydi. Diğer taraftan başardıkları çok
önemli bir şey var. Gençlere inanılmaz gelebilir
ama eskiden en büyük tartışma
Türkçe rock
olup olmayacağıydı (hala bu 0-3 yaş grubu fikirle bir iki
dandik "görevli" çıkar arada - konunun aslında
rock'la falan alakası olmadığının anlaşılmasını istemiyorlar herhalde,
etmişim rock'ın içine, konu ifade
özgürlüğüdür... artık
tarafımızdan anlaşıldı ve ispatlandı ey "görevli").
Erkin Koray, Cem Karaca, Barış Manço, Moğollar, MFÖ
ve Bulutsuzluk
Özlemi'nin bize
bıraktığı miras bunun olabileceğidir. Bunu başarmışlardır.
Böylelikle tarafımdan Sezar'ın hakkı Sezar'a verilmiştir.
Çözülmüş sorunları bir kenara
bırakıp geleceğe bakalım.
Dünya
o eski dünya değildir (yani avantaj olarak
kullanılmalıdır).
Şimdi
ki misyonun “Türkiye'den
dünya starı çıkar mı?” sorusunu cevaplamak olduğunu
düşünenler olabilir (var.. var..). Bence bunu
soranların dünyası pek
küçüktür. Hele hele bunun
olamayacağını düşünen olsa olsa ya
köylüdür ya da görevli. Peki
bundan daha büyük bir hayal kurabilir misiniz? Yok kuramıyorsanız sizi kim
oturttu kuzum o mevkiye? Orada bulundurulmanızın sebebi ne olabilir?
Bir şeyleri engellemek için oraya oturtulmuş olma
ihtimaliniz var mı? Yok mu? Ciddi?
Eski
müzik tüccarı kafasıyla büyük
ihtimalle Gren
veya Sakin
gibi gruplardan haberimiz olmayacaktı.
Şimdi
bakın bakalım etrafınıza... gelecek yılların müzik
dünyasını şekillendirmeye aday kimler var?
İronik
bir şekilde Mor'lar
şu anda “cambaza bak" yapıyorlar. Sıradan dinleyici bu
yarışmaya katılan herkesi bilindik kurbanlık koyun olarak algılama
eğiliminde. Yani sözümona bütün
yarışmacılar oraya birinci olmak, veyahutta şöhretlerine
şöhret katmak için gidiyorlar. Mor'ların durumu bu değil. Onlar
çok daha uzun vadeli bir planın en ucuz ve en kolay
parçalarından birini değerlendiriyorlar. Mor
ve Ötesi, Eurovision'a önceki jenerasyonlar
gibi boynu bükük olarak gitmiyor. Bir planları var.
Hem de iyi bir plan. Ortada Türkçe'yi
dünyaya dinleteceğim kompleksi de yok. Sadece oldukları gibi
gidiyorlar işte. Şarkıyı İngilizce yapmış olsalardı belki o zaman
aklıma acaba bunu kazanmaya bu kadar mı takmışlar diye soru gelebilirdi
(-ki o da çok umrumda değil). Durum
öyle de değil... “Deli” güzel tema...
AB hikayesi bir yana, aklıma "ÖSYM G... Ye" gelmedi değil. Her yanıyla iyi
bir tema işte. "Direniyor faili tutkunun, kızmış ve
küçülmüş..." iyi
söz yazarlığı kurallarına süper iyi oturmuş olup "yaw
benden bahsediyor" duygusunu yaşatmıştır (bende). Bu noktada
"fail" kelimesini işime geldiği gibi yorumladığımı itiraf ediyorum.
Diğer taraftan "tutku" deyince akan sularım durur nasılsa. Kompanse
eder. Bir tek "deli"yi üstüme almadım.
Böylelikle analizimi de yaptım...
TRT
desteği aldı diye bu gruba kimbilir ne yakıştırmalar yapanlar vardır.
Hani TRT-AKP
falan... demin anlattıklarım çerçevesinden
bakılınca AKP'nin
niye kapatılmak istendiğine dair yüzde yüz olmasa da
bir netlik geliyor. Tabii ki benim bu seneki "2008" projemin niye müzik
dergilerinin dikkatini çekmediği de. Pardon... bunlardan
bahsetmeyecektim değil mi?
Eurovision
cambazına baksın herkes... %49'u yanlış, %51'i doğru bir hareket bu. O
%1 sebebiyle arkanızdayım. Sağlam bir imza atmanızı bekliyorum.
Yolunuz açık olsun.
(Not; bu yazıyı nasıl olsa sadece
okuması gerekenler okuyacaklar diye rahat rahat yazdım. Umarım bir
takım planları bozmamış, vakvakları ürkütmemişimdir.
O vakvaklar ki hem bir boka yaramazlar hem de bazen hakikaten hayal
yıkıcı olma gücünü ele
geçirebilirler (Vakvak amcaları sağolsun). Daha da
kötüsü hiçbir vakvak, vakvak
olduğunu bilmez (zira vakvaklar eko yapmaz). Ama belli de olmaz...
bakarsın gün gelir Vakvaka-i Hayriye de olabilir...)
Demirhan Baylan, 21 Nisan 2008