2008'in şimdiye kadarki en önemli iki olayı
benim açımdan şunlardır;
Son albümüm 2008...
(elbette ki benim albümüm, ne var?)
AKP'nin kapatılma davası.
Albümümle ilgili yeteri kadar bilgi sitede
mevcut. Zaten bununla ilgili konuşması gereken ben değilim herhalde.
(N.Ş.A.) Müzik yazarlarından durumu analiz edip de yorum yazmaları
beklenir. Anca beklenir. Daha da çok bekleriz... neyse bu başka bir yazı
konusu. AKP'nin kapatılması davası da benim gibi bir müzisyenin fazla
girmemesi gereken konulardan biri olduğu için bunu da es geçelim. O halde
yazmak için konulardan birini önemli kılmak gerekecek. Şimdilik çok da
önemli değilmiş gibi görünmekle birlikte uzun vadede potansiyel pozitif
yararlarını umut ettiğim bir konuyu gündeme getireceğim. Dikkat geliyor...
Müzik yarışması deyince aklıma zamanında
Unkapanı İstanbul Manifaturacılar Çarşısı'ndaki
uzun kuyruklar geldi. Bu köylülüğün tuhaf şehirli yansımasında,
bir takım garibanlar kendilerine bir ağa
bulabilmek ve de şöhreti yakalayabilmek için üste para vererek
yarışmalara katılırlardı. 2000'lerde artık
Unkapanı'nın yerini televizyonlar aldı...
ama köylülük devam ediyor. Televizyonların da halen ağaların elinde olması
özün pek de değişmediğinin göstergesi herhalde. Çuvaldızı batırdığıma göre
şimdi de sıra bir iki iğneyi kendime batırmakta.
Sene 1988...
Milliyet Müzik Yarışması'na
katılanlardan bazı dikkat çekici isimler; (Münir Tireli'nin Türkiye'de
Grup Müziği: 1980'ler kitabından, Arkaplan Yayınları, 2007)
Ali Erenus, Şevval Sam, Saltuk Tukur, Selen Gülün, Sibel Tüzün, Halit
Ergenç, Ozan Çolakoğlu, Demirhan Baylan, Altan Gencebay, Cengiz Baysal,
Alper Maral, Tuğrul Akyüz, Tolga Tüzün, Yavuz Çetin, Ercan Saatçi, Selim
Benba... daha gençtik, toyduk, vs.vs. Bu
pek iğne sayılmaz. Peki ya şuna ne dersiniz? Sene 2007, Demirhan
Baylan Sony/Ericson müzik
yarışmasında jüri üyesi... bak bu sağlam iğne oldu işte :) Velhasılı kelam
yarışmalara yabancı olmadığımızı kanıtladığımıza göre Eurovision
ile ilgili ahkam kesmeye başlayabilirim.
Tarihte ABBA
haricinde pek de kimseye hayrı dokunmamış bir yarışmadır kendisi. Bir de
Johnny Logan vardı... hani sonraları
milli damat olmuştu. Belki ona bu açıdan yaramış olabilir.
Gençler bilmez ama o hatun kişi düşlerimizi süslerdi. 80 sonrasında
Türkiyecek gördüğümüz ilk "Türk" çıplak memeler ona aitti sanırım (şimdi
ismi neydi unuttum, mecburen, sevgilim var :-). Neyse...
yararını geçtik. Zararı olmuş olabilir mi? Bence Mazhar Fuat Özkan
üçlüsüne yarardan çok zarar getirmiş olabilir. Özellikle Mazhar
Alanson bir dönemin ikonuyken yavaş ve de
emin adımlarla bundan vazgeçmiş gibi görünüyor. Belki de Ajda
Pekkan'la başlayan, reklamlarda son bulan
şöhret kariyerini bu fani dünyanın çekilmesi gereken cefası olarak
görüyordur. Avama anlatılmayacak sırlar içeriyordur belki de. Bilemem.
Neyse... müziğini yarışmalara sokan adamın
tarafımdan ciddiye alınabilme ihtimali çok küçüktür. Bu kadar laftan sonra
Mor ve Ötesi'ne saldıracağımı
düşünüyorsanız sizi biraz şaşırtayım. Hayır... tamamen arkalarındayım,
destekliyorum. Üstüne üstlük bu kepazelikten 1. çıkmaları için dua bile
ederim. Ama benim duam ne kadar makbuldür onu bilemem.
Sebebime gelince;
Mor ve Ötesi,
2008 tarihi itibariyle şöhret peşinde koşmaya ihtiyacı kalmamış bir
gruptur (benim gibi değil yani, ben hala kıçımı yırtıyorum). Hayranları ne düşünüyorlar,
dahası herhangi birşeyin farkındalar mı bilemem ama Mor'lar
yepyeni bir misyonu üstlenmişlerdir. Üstelik de bu yolda Gren
ve Sakin isimli iki gruba da bütün
güçleriyle desteklerini vermişlerdir.
Bu bir "kazanan" bakış açısıdır. Bu bir olgunluk düzeyidir.
Bir önceki jenerasyonda bulunmayan bir şeydir (Abartmayayım,
Sezen Aksu var).
MFÖ'nün Yavuz Çetin'e
destek vermiş olduğunu düşünün mesela... Ya da Bulutsuzluk Özlemi'nin
Akın Eldes'e albüm desteğinde
bulunduğunu... Ama onların elinde böyle bir güç hiç olmadı ki? Hep
bakındılar albümümü kim basar diye. Hiç akıllarına gelmedi kendilerinin
yapmak, sömürüye hayır demek. Emeklerinin karşılığını hep konserlerle
telafi etmeye çalıştılar. Sonra da bazıları olabilecek en kapitalist
firmalardan hiç de inandırıcı olmayan sözümona "solcu" söylemlerle
albümler yaptılar. Bazıları "Allah Allah" bile dedi. Kimse yemedi tabii... Oysa Akın Eldes
en azından müzikal olarak
böyle bir destekte bulunuyor değil mi? Demek jenerasyonlar arasında
gerçekten de bir fark var. Neyi kiminle paylaşacaksın?
Lütfen yanlış anlaşılmasın. Bunlar yergi değil. Sadece aradaki dünya
görüşünün farkına dikkat çekmek istiyorum. Ve işte o fark zaten gelecekle
ilgili daha umutlu olmamı sağlıyor. Küresel BAK'nun
işlevi nedir bilmiyorum. Orada değilim. Nükleer santraller konusunda da hemfikir
olmayabiliriz (keşke olsaydım, vaatleri, neler kaybettiğimi çok iyi
biliyorum, konser bile veremiyorum, mutlu, zengin, güçlü değilim ama...) Velhasılı hayat...
Önceki jenerasyonun dünyası ağalara ve
firmalara bağımlı, Türkiye sınırları içinde kalmaya mahkumdu. Bunun
ağırlıklı sorumlusu da "Emperyalizm" veya Türkçe
değil, bizzat kendileriydi. Diğer taraftan başardıkları çok önemli bir şey
var. Gençlere inanılmaz gelebilir ama eskiden en büyük tartışma
Türkçe rock olup olmayacağıydı
(hala bu 0-3 yaş grubu fikirle bir iki dandik "görevli" çıkar arada -
konunun aslında rock'la falan alakası olmadığının anlaşılmasını
istemiyorlar herhalde, etmişim rock'ın içine, konu ifade özgürlüğüdür...
artık tarafımızdan anlaşıldı ve ispatlandı ey "görevli").
Erkin Koray, Cem Karaca, Barış Manço, Moğollar, MFÖ
ve Bulutsuzluk Özlemi'nin bize
bıraktığı miras bunun olabileceğidir. Bunu başarmışlardır.
Böylelikle tarafımdan Sezar'ın hakkı
Sezar'a verilmiştir. Çözülmüş sorunları bir kenara bırakıp geleceğe
bakalım.
Dünya o eski dünya değildir (yani
avantaj olarak kullanılmalıdır).
Şimdi ki misyonun Türkiye'den dünya
starı çıkar mı? sorusunu cevaplamak
olduğunu düşünenler olabilir (var.. var..). Bence bunu
soranların dünyası pek küçüktür. Hele hele bunun olamayacağını düşünen
olsa olsa ya köylüdür ya da görevli. Peki bundan daha büyük bir hayal kurabilir
misiniz? Yok kuramıyorsanız sizi kim
oturttu kuzum o mevkiye? Orada bulundurulmanızın sebebi ne olabilir? Bir
şeyleri engellemek için oraya oturtulmuş olma ihtimaliniz var mı? Yok mu?
Ciddi?
Eski müzik tüccarı kafasıyla büyük
ihtimalle Gren veya Sakin
gibi gruplardan haberimiz olmayacaktı.
Şimdi bakın bakalım etrafınıza... gelecek
yılların müzik dünyasını şekillendirmeye aday kimler var?
İronik bir şekilde Mor'lar
şu anda cambaza bak" yapıyorlar.
Sıradan dinleyici bu yarışmaya katılan herkesi bilindik kurbanlık koyun
olarak algılama eğiliminde. Yani sözümona bütün yarışmacılar oraya birinci
olmak, veyahutta şöhretlerine şöhret katmak için gidiyorlar. Mor'ların
durumu bu değil. Onlar çok daha uzun vadeli bir planın en ucuz ve en kolay
parçalarından birini değerlendiriyorlar. Mor ve Ötesi,
Eurovision'a önceki jenerasyonlar
gibi boynu bükük olarak gitmiyor. Bir planları var. Hem de iyi bir plan.
Ortada Türkçe'yi dünyaya dinleteceğim kompleksi de yok. Sadece oldukları
gibi gidiyorlar işte. Şarkıyı İngilizce yapmış olsalardı belki o zaman
aklıma acaba bunu kazanmaya bu kadar mı takmışlar diye soru gelebilirdi
(-ki o da çok umrumda değil).
Durum öyle de değil... Deli güzel
tema... AB hikayesi bir yana, aklıma "ÖSYM G... Ye"
gelmedi değil. Her yanıyla iyi bir tema işte. "Direniyor
faili tutkunun, kızmış ve küçülmüş..." iyi söz yazarlığı kurallarına
süper iyi oturmuş olup "yaw benden bahsediyor" duygusunu
yaşatmıştır (bende). Bu noktada "fail" kelimesini işime geldiği gibi
yorumladığımı itiraf ediyorum. Diğer taraftan "tutku" deyince akan sularım
durur nasılsa. Kompanse eder. Bir tek "deli"yi üstüme almadım. Böylelikle
analizimi de yaptım...
TRT
desteği aldı diye bu gruba kimbilir ne yakıştırmalar yapanlar vardır. Hani
TRT-AKP falan... demin anlattıklarım
çerçevesinden bakılınca AKP'nin niye
kapatılmak istendiğine dair yüzde yüz olmasa da bir netlik geliyor. Tabii
ki benim bu seneki "2008"
projemin niye müzik dergilerinin dikkatini çekmediği de. Pardon... bunlardan
bahsetmeyecektim değil mi?
Eurovision
cambazına baksın herkes... %49'u yanlış, %51'i doğru bir hareket bu. O %1
sebebiyle arkanızdayım. Sağlam bir imza atmanızı bekliyorum.
Yolunuz açık olsun.
(Not;
bu yazıyı nasıl olsa sadece okuması gerekenler okuyacaklar diye rahat
rahat yazdım. Umarım bir takım planları bozmamış, vakvakları
ürkütmemişimdir. O vakvaklar ki hem bir boka yaramazlar hem de bazen
hakikaten hayal yıkıcı olma gücünü ele geçirebilirler (Vakvak amcaları
sağolsun). Daha da kötüsü hiçbir vakvak, vakvak olduğunu bilmez (zira
vakvaklar eko yapmaz). Ama belli de olmaz... bakarsın gün gelir Vakvaka-i
Hayriye de olabilir...)